Click on the slide!

Emaneti Ehline Vermek Ne Demektir?

Kuran’da emanet edilen şeylerin, o konuda ehil olan yani yetki ve yetenek sahibi kişilere verilmesi emredilmektedir: Şüphesiz Allah, size emanetleri…

Devamı...
Click on the slide!

Tiroksin Hormonunun Hücre Yenileme Çalışması

Tiroksin hormonu hangi aşamalar sonucunda salgılanır? Tiroksin hormonunun az salgılanması, hangi hastalığa sebep olur? Tiroksin hormonunun üretim miktarı nasıl belirlenir?…

Devamı...
Click on the slide!

İnsanların En Büyük Korkularından Birisi : Yalnızlık

İnsanların büyük bir çoğunluğunun en önemli korkularından biri, günün birinde yalnız kalmaktır. Çocukluk yıllarının hemen ardından tüm hayatları, hep bir…

Devamı...
Click on the slide!

Kuran'ın Bilimsel Mucizesi: Zamanın Göreceliği

Zamanın göreceliği konusu bugün ispatlanmış bilimsel bir gerçektir. Ancak bu gerçek, yüzyılın başlarında Einstein'ın görecelik kuramı ile ortaya çıkmıştır. O…

Devamı...
Click on the slide!

Karun Kıssası'nda Gizlenen Hikmetler: Dıştan Görünenlere Aldanmamak...

İnsan aklını iyi kullandığında, her konuyu olabilecek en doğru şekilde yorumlayabilecek bir yeteneğe sahiptir. Ama genelde insanlar fevri düşünmeye yatkındırlar.…

Devamı...
Click on the slide!

Kuran'ın Bilimsel Mucizeleri: Yaratılıştaki Çiftler

Yerin bitirmekte olduklarından, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir. (Yasin Suresi, 36) Erkeklik-dişilik,…

Devamı...
Click on the slide!

Yaşadığımız Her Saniye, Allah’ın Bize Verdiği Büyük Bir Fırsattır

İnsanın nefsi ertelemeye eğilimlidir. Bu nedenle insanların bazıları Allah için yaşamayı, samimi olmayı, Allah’ın istediği gibi bir hayat sürmeyi sürekli…

Devamı...
Click on the slide!

Süngerler

Image taken from the movie "Transformers"

Doğadaki diğer canlılarda bulunan, kalp, beyin, ciğer gibi organlar süngerlerde bulunmaz. Bunun yanı sıra bu canlıların bir sinir sistemi de…

Devamı...
Click on the slide!

Su Altında Yapıştırıcı Salgılayan Deniz Canlısı: FORAMİNİFER

Foraminiferler, okyanus yaşamı için neden hayati bir öneme sahiptir? Bu canlıların salgıladıkları su geçirmeyen yapıştırıcının özellikleri nelerdir? Bilim adamları bu…

Devamı...
Click on the slide!

Yön Belirleme Ustası Kelebekler

Kelebek ve güve gibi canlıların göçü önemsiz gibi gözükür, ama göç eden kümeler kimi zaman milyonlardan oluşabilirler ve bazı durumlarda…

Devamı...
Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks

TAVSİYE EDİLENLER

21. Yüzyılın Belirleyici Gücü: Türkiye

Bu millet geçmişte olduğu gibi bugün de tüm dünya Müslümanlarının özlemini çektiği barış ve güvenlik ortamını oluşturmakta öncü rol oynayacaktır. 21. yüzyıl, Allah’ın izni ile, tüm Müslüman ve Türk halkları için aydınlık bir çağ olacaktır.

Yazının devamı için tıklayın

You are here:

BİLİM DÜNYASI: SON BİLİMSEL GELİŞMELER

Tevekkül Bir Bütündür, Küçük Konular Büyük Konular Diye Ayrılmaz

Müslümanın aklı Kuran’a bağlı olduğu için her ayet kişiliğini şekillendiren bir yapı taşı niteliğindedir. Bu sebeple mutlaka iyi, güzel, hayırlı şeylere ayarlıdır Müslüman. Kendi aklından, konular arasında ayrım yapmaz. Tüm değerlendirmeleri Kuran'a göredir.

Bazı insanlar bazı konuları kendilerince kişisel olarak değerlendirip küçük görerek farklı ayrımlar yapabilir. Oysa kişisel olduğu düşünülerek yapılan pek çok tavır Kuran’a uygun olmayabilir. Bazı insanların ufacık konulardan dengelerinin sarsılarak tevekkülsüzlüğe sürüklenebildiği, bazı insanların da hastalık, ölüm, mal kaybı gibi durumlarda tevekkülsüzlüğe düştükleri görülür. Halbuki şeytanın kurmaya çalıştığı tuzaklara karşı Kuran vesilesiyle dikkatli olunduğu müddetçe, tevekkülün rahatlığı içerisinde Allah’ı dost ve vekil edinerek yaşayan bir insan için tüm bunlar kolayca atlatılacak bir konu olur.

Devamını oku...
 

İnsan Mucizesi

“Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.” (Asr Suresi, 2-3)

Allah bu ayetlerinde Allah rızasını kazanmak için yaşayanların, hakkı ve sabrı birbirine tavsiye edenlerin dışındaki insanların tümünün dünyada ve ahirette büyük bir kayıp içinde olduklarını bildirmiştir.

İnsanı doğru yola ulaştıracak ve ona ahirette büyük nimetler kazandıracak olan, iman etmesinin yanında, o imana uygun salih ameller işlemesidir. Çünkü salih amel, kişinin, yalnızca Allah rızasını gözettiğinin, samimi iman ettiğinin bir göstergesidir. Salih amel, insanın Allah rızasını kazanmak için dünyada gösterdiği çabadır. İslam ahlakının tebliğ edilmesi bu ahlakın yaşanması için çalışılması,

Devamını oku...
 

Yaşadığımız Her Saniye, Allah’ın Bize Verdiği Büyük Bir Fırsattır

İnsanın nefsi ertelemeye eğilimlidir. Bu nedenle insanların bazıları Allah için yaşamayı, samimi olmayı, Allah’ın istediği gibi bir hayat sürmeyi sürekli erteleme hali içinde olurlar. Oysaki “Yaşım biraz daha ilerlesin namaza başlarım”, “Yakında Kuran okumaya başlayacağım”, “ileride bütün yaptıklarımı telafi ederim” “okulum da bitsin hemen namaz kılmaya başlayacağım” “biraz olgunlaşayım derin derin düşünürüm” “eğitimimi tamamlayayım, ihtiyacı olanlara sonra yardım ederim” “iyi bir kariyer yapayım, zulme uğrayan Müslümanları o zaman düşünürüm” diyen birçok kişi, Allah bunları yapabilecek güç ve imkan verdiğinde yapmıyorken, bir anda yapamayacak hale gelebilir. Allah, bu kişinin canını aniden ve hiç beklemediği bir anda alıp, onu ölüm melekleriyle karşılaştırabilir.

Allah’tan korkan samimi bir Müslümanın, yaşadığı her saniyenin, aldığı her nefesin Allah’tan kendisine verilmiş büyük bir fırsat olduğunun bilinciyle hareket etmesi gerekir. Güzel ve hayırlı işleri erteleyecek zamanının olmadığını, Allah’ın bir sonraki anı dilerse yaratmayacağını bilmesi ve tüm hayatını bu önemli gerçeğe göre yaşaması gerekir.

Devamını oku...
 

Avlanmak İçin Cırt Cırt Yöntemini Kullanan Karınca Türü Keşfedildi

Fransız Guyanası olarak adlandırılan bölgede bilim adamları tarafından yapılan araştırmalara göre “Azteca” cinsi karıncalar, avlanmak için özel bir yöntem kullanıyorlar: Cırt cırt

“Plos One“ adlı dergide yayınlanan habere göre Guyana ormanları ekoloji laboratuvarından Alain Dejean ve ekibinin yaptığı araştırmada, “Azteca andreae“ cinsi karıncaların “C. obtusa“ ağaçlarının yapraklarına cırt cırt yöntemini kullanarak tutundukları belirtildi.

Azteca andreae türü karıncaların C. obtusa türü ağaçta büyük avlar yakalayabiliyorken, aynı tür karıncaların C. palmata türü ağaçta büyük avları yakalayamadıkları görüldü. Bu iki ağaç arasındaki tek fark ise, C. obtusa türü ağacın yapraklarının alt kısmında yer alan kadifemsi tüylü dokuydu. Karıncalar C. palmata türü ağacın düz yaprakları üzerinde aynı başarıyı gösteremiyordu.

Devamını oku...
   

Sayfa 6 > 133

kategoriler

İMAN HAKİKATLERİ

Left direction
Platypus: Yeryüzünün En İlginç Canlilarindan Biri

İlk bakışta birçok canlının bir araya getirilmesiyle oluşmuş bir maket gibi duran Platypus, bilimadamlarının "hayvanlar aleminin en harika yaratığı olmaya kesin aday bir hayvan" olarak nitelendirdiği bir canlıdır. Büyük gagaları olmasına ve yumurtlayarak üremelerine rağmen memeliler gibi süt bezlerine sahip olan Platypuslar, bilim adamları tarafından “yumurtlayan memeli” olarak sınıflandırılmaktadır. Adeta canlılar dünyasının mozaiği olan bu canlılar, arka ayaklarında taşıdıkları zehiri düşmanlarına karşı kullanarak, su altında avlanarak ve tırnaklarıyla tünel kazarak Yüce Allah’ın örneksiz yaratma ilmini sergileyen delillerden birini oluşturmaktadırlar.



Gerçekte ara form özelliği oluşturmayan canlı yapılar, kimi zaman evrimcilerin taraflı yorumları ile ara form özelliği gibi lanse edilir. Fakat bir canlı grubunun diğer canlı grubuna ait özellikler barındırması, bir ara form özelliği değildir.

Örneğin Avustralya’da yaşayan Platypus, bir memeli olmasına rağmen sürüngenler gibi yumurtlayarak çoğalır. Ayrıca kuşlara benzer bir gagası bulunur. Ancak tüylere, süt bezlerine ve kulağında üç kemiğe sahip olması nedeniyle memelidir.

Monash Üniversitesi fizyologlarından Uwe Proske, bu canlı için “hayvanlar aleminin en harika yaratığı olmaya kesin aday bir hayvan” olduğu sonucuna varmıştır. Proske şöyle der:

“İlkel bir memeli olmanın çok ötesinde, Platypus kesinlikle çok yüksek düzeyde ilerlemiş durumdadır.” (Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, Burnett Books Ltd., London, 1985, s. 109-110)

Platypus, çok ileri derecede özelleşmiş yapısıyla ‘ara form’ olduğu iddiasını ayrıca yalanlamaktadır. Bu canlının özelliklerini tek tek incelediğimizde, birçok açıdan olağanüstü bir yaratılışa sahip olduğunu görmekteyiz.

Bilim adamları bu nedenle Platypus gibi canlılara “mozaik canlı” ismini verirler. Mozaik canlıların ara form sayılamayacağı, Stephen J. Gould ve Niles Eldredge gibi önde gelen evrimci paleontologlar tarafından da kabul edilmektedir. (S. J. Gould & N. Eldredge, Paleobiology, vol. 3, 1977, s. 147)

Su Geçirmez Kürkü

Platypus’un ayakları ve gagası hariç bütün vücudu, su geçirmez kalın bir kürkle kaplıdır. Her milimetrekaresinde 800 tüy bulunan bu kürk, kutup ayısının kürkünden bile daha gürdür. Kürk iki katmandan oluşmaktadır. Üst katta parlak ve uzun tüyler yer alırken altta daha kısa yumuşak tüyler bulunur. Yalıtkanlık özelliği çok yüksek olan bu kürk sayesinde Platypus çok soğuk sularda bile avlanabilir.

Hassas Gagası ve Elektroreseptör Sistemi

Platypus’un, bir lastik gibi yumuşak olan gagasının üstünde iki delik bulunur. Bu delikler, Platypus’un vücudunun geri kalan kısmı su altındayken nefes almasına imkan tanır. Platypus avlanmak için su altına daldığında, kulaklarını, gözlerini ve burun deliklerini sımsıkı kapatır. Peki bu canlı nasıl hiçbir yere çarpmadan yüzer ve avını yakalar? Platypus’un son derece hassas olan gagasında, yaklaşık 850.000 alıcıdan meydana gelen bir elektro-alıcı sistem yer alır. Bu elektroreseptör sistemi, bazı balıklarda bulunan sistemlere de hiç benzememektedir. Bu, çok daha komplekstir. Platypus, kendine özgü hareketleriyle ırmaklarda elektrik alanı oluşturur ve bunu kullanarak ırmağın yüzeyinin biçimini belirler. Yüce Allah’ın var ettiği bu elektro-alıcı sistem, Platypus’a yem olacak küçük bir canlının dahi kas hareketlerindeki elektrik aktivitesinin tespit edilmesini sağlar. Plutypus, bu yolla yakalayarak yanak boşluğuna doldurduğu yiyecekleri, su yüzeyine çıktığında yavaş yavaş ağzından boşaltır.

Çok Kullanışlı Ayakları

Platypus’un, vücuduna yatay olarak yerleştirilmiş dört bacağı vardır. Canlı, bu sayede karada bir kertenkele gibi yürüyebilir. Ön ayaklarında bulunan deri perdeler Platypus’un suda rahatça yüzmesini sağlar. Karaya çıkınca katlanan bu perdelerin yerini, yürümesini ve toprağı kazmasını sağlayan keskin pençeleri alır. Bu pençelerini aynı zamanda toprağı kazarken yere tutunmak ve kürkünü taramak için de kullanır.

Enerji Deposu Bir Kuyruk

Platypus’un bir küreğe benzeyen kuyruğu, yüzerken bir dümen işlevi görür. Tünel kazarken ise kuyruğunu toprağı yuvasından itmek için kullanır. Ancak kuyruğun asıl görevi yağ depolamaktır. Yiyecek kaynakları azaldığında ya da kuluçkaya yatarken daha fazla enerjiye gereksinim duyduğunda Platypus bu depoyu kullanır. Ayrıca karaya çıktığında karnına doğru bastırdığı kuyruğunun arasında birşeyler de taşıyabilir.

Ayarlanabilir Vücut Sıcaklığı

Birçok memelinin vücut sıcaklığı 37-38 °C civarındadır. Platypus’un vücut sıcaklığı ise yaklaşık 32 °C’dir. Platypus’un metabolizması değişebilen bir özelliğe sahiptir. Böylece yaklaşık 0 °C olan buzlu su içinde, birkaç saat kalsa bile vücut sıcaklığını 32 °C olarak koruyabilir.

Platypus’un kırmızı kan hücreleri diğer memelilerden daha fazla miktarda hemoglobin taşır. Bu sayede su altında 10 dakikadan fazla nefessiz kalabilir. Bir Platypus’un nabzı gerektiğinde dakikada 140-230’dan neredeyse dakikada (sıfır) 0’a yakın bir rakama kadar düşebilir.

Platypus’un Zehirli Tabancası

Platypus bazı kır faresi türleri ve küçük bir böcek yiyenle birlikte yeryüzündeki ender zehirli memeli hayvanlardandır. Her Platypus arka ayağının üzerinde, 1,5 cm uzunluğunda bir zehir enjektörü ile doğar. İlk yılın sonunda dişinin zehir pençesi düşer, erkeğinki ise çiftleşme döneminde zehirli hale gelir. Zehir, kalça üzerindeki bir bezden üretilir ve çok etkilidir. Bu zehir, örneğin bir köpeğe verildiğinde, kalp ritmi bozulur ve solunumu felce uğrayarak çabucak ölür.

Yumurtlama ve Yavru Bakımı

Çiftleşme sonrasında dişi Platypus nehir kenarında bir yuva inşa eder. 20 m uzunluğundaki bu yuva sıradan bir yuvadan çok daha geniştir. Su taşkınlarından ve düşmanlarından korunmak için kendini yuvanın içine kapatır. Bu sayede yuvanın iç sıcaklığının ve neminin yumurtlama için belli bir değerde kalması da sağlanmış olur.

Yaklaşık 4 mm büyüklüğündeki yumurtalar, yumurta tüpünden aşağı inerken döllenir ve korunmaları için üzerlerinde yumuşak bir kabuk meydana gelir. Daha sonra yumurtalar rahime yerleştiğinde ikinci kabukla sarılır. Yumurtalar 12 mm kadar olduklarında ise, üçüncü ve koruyucu son kabuk oluşur. Bu kabuk yumurtanın içinde embriyonun beslenmesini sağlar. Yumurta kabuğu tıpkı bir lastik gibi yumuşaktır. Yeni doğan Platypus’un üst çenesinde bu kabuğu açması için küçük bir diş bulunur. Tam ihtiyacı olduğu zamanda böyle bir dişin oluşması, kuşkusuz onu yaratan Allah’ın sonsuz ilminin ve şefkatinin göstergelerinden biridir.

Yavrularını süt ile besleyen Platypus’un süt verdiği belirgin bir meme başı yoktur. Süt, derisinin içinden sızar ve yavrular küçük yumuşak gagalarıyla sütü alırlar. Yavrular için gerekli olan demirin tamamına yakını Platypus’un sütünde depolanmıştır.

Görüldüğü gibi Platypus, birçok değişik özelliğe sahip olan ilginç bir canlıdır. Her biri başlı başına birer mucize olan bu özellikler üzerinde düşünmek gerekir. Üstün bir bilgi ve gücün göstergesi olan bu özelliklerin kendiliğinden ortaya çıkması mümkün değildir. Bu özellikleri fark edecek bilince dahi sahip olmayan Platypus'un bunları kendi çabasıyla elde etmesi de söz konusu değildir. Elbette ki diğer varlıklar gibi Platypus'u da yaratan Yüce Allah’tır. Platypus'un sahip olduğu her özellik bu gerçeğin ayrı bir göstergesidir ve Allah’ın ilminin ve kudretinin delillerinden sadece birini göstermektedir. Şefkat ve merhamet sahibi Yüce Rabbimiz bir ayette bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

Genellikle bitkilerin tehlikeden kaçamayan, dolayısıyla düşmanlarına hemen teslim olan canlılar olduğu düşünülür. Ancak yapılan araştırmalar, durumun düşünülenden oldukça farklı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Allah'ın üstün yaratışıyla, bitkiler de diğer canlılar gibi kusursuz taktiklerle düşmanlarından korunmayı başarırlar.

Örneğin bitkiler, yapraklarını kemiren böcekleri uzaklaştırmak için zararlı kimyasallar salgılarlar ya da bu böceklerle beslenen avcı böcekleri çeken kimyasal kokular yayarlar. Kuşkusuz bu olağanüstü bir taktiktir. Nitekim tarımsal alanda yapılan faaliyetlerde de bu savunma stratejisi, çok etkili bir yöntem olarak taklit edilmeye çalışılmaktadır. Almanya’daki Max Planck Kimyasal Ekoloji Enstitüsü’nde bitki savunması genetiği alanında çalışmalar yapan Jonathan Gershenzon, bu akılcı stratejiyi gereği gibi taklit edebilirlerse, gelecekte tarımsal ilaçlamaların zehirsiz yapılabileceğini düşünmektedir.

Örneğin bir bitki, tırtıllar tarafından saldırıya uğradığında, bu tırtıllarla beslenen avcı böcekleri kendisine çeken, uçucu bir organik kimyasal salgılar. Yardıma çağrılan böceklerin özelliği ise yumurtalarını bu tırtılların içine bırakmalarıdır. Yumurtadan çıkan yeni larvalar ise, bu tırtıllarla beslenerek büyüme imkanı bulurlar. Böylece ekine zarar veren tırtıllar dolaylı bir strateji sayesinde imha edilmiş olur. Bitkinin, yapraklarının bir tırtıl tarafından yendiğini anlaması ise yine kimyasal yöntemlerle gerçekleşir. Bitki yapraklarını kaybettiği için değil, tırtılın salyasındaki kimyasallara tepki olarak böyle bir alarm sinyali verir. Peki ama bilinç ve akıldan yoksun bir bitki, zarar gördüğünü nasıl anlamaktadır? Kendisini korumak için hangi tırtılın düşmanı olan böceklere ihtiyacı olduğunu nereden bilmektedir? Ayrıca bitki, kendisine yardım edecek olan böceğin ilgisini çekmek için uçucu özellikte kimyasal maddeyi nasıl üretebilmektedir? Daha sorulabilecek pek çok soru, bitkinin kendisinin böyle bir akla, bilgiye ve bilince sahip olamayacağı cevabını vermektedir. Günümüzde yaygınlaşan biomimetik çalışmalarıyla, Yüce Allah’ın canlılarda sergilediği sonsuz ilmin taklit edilmeye çalışıldığı açıktır.

Bu konudaki bir diğer örnek ise Nairobi’deki Uluslararası Böcek Fizyolojisi ve Ekoloji Merkezi’nde ve İngiltere’deki Toprak Ürünleri Araştırma Enstitüsü’nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmacıların bu konuda yaptığı çalışmada, mısır ve buğday tarlalarında, tarım zararlılarını bu strateji ile ortadan kaldıran bir çim cinsi ekinlerin aralarına ekilmiştir. Sonuçta, tarım ilacı kullanılmasına gerek kalmadan, bu zararlı canlıların etkisiz hale getirilmesinde % 80 oranında başarı sağlanmıştır. Bitkiler üzerinde sergilenen bu benzersiz çözüm sayesinde -eğer insanlar tarafından taklit edilebilirse- tarımda daha büyük aşamalar kaydedileceği düşünülmektedir.

Organik bir beyni bile olmayan bitkilerin tehlikeler karşısında çözüm üretmesi, bir kimyager gibi kimyasal maddeleri tahlil etmesi, hatta üretmesi, planlı bir strateji yürütmesi ve tüm bunlarla günümüz teknolojisine öncü olması yaratılış delillerinden yalnızca biridir. Tüm bu bitkileri kusursuz özelliklerle yaratan ve kendilerini korumak için neler yapmaları gerektiğini onlara ilham eden Yüce Allah’tır. Rabbimiz’in yaratışındaki mucizeler bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmektedir:

İLERİ TEKNOLOJİ SAVUNMA SİSTEMLERİ KULLANAN TAVUS KELEBEĞİ

Tavus kelebeğinin en dikkat çekici özelliklerinden biri kanatlarının üzerinde aniden beliren gözlerdir. Peki bu gözler neden birdenbire ortaya çıkarlar. Bunu anlamak için kelebeğin bulunduğu çevreye şöyle bir göz atmak yeterlidir. Kelebeğin kanadında aniden beliren sahte gözler etrafta bir avcı kuşun olduğuna işarettir. Tehlikenin farkında olan tavus kelebeği düşmanını korkutup kaçırmak için bu sahte gözlere başvurmaktadır.

Bu çarpıcı savunma taktiğinin ne kadar etkili olduğu ölçmek için Stockholm Üniversitesi zooloğu Adrian Vallin ve ekibi tavus kelebekleri üzerinde bir çalışma yapmışlardır. Ekip, tavus kelebeklerinin kanatlarındaki sahte gözleri bir teknik uygulayarak koyulaştırıp, onları serbest bırakmıştır. Sonuçta sahte gözleri koyulaştırılan kelebeklerin 20'sinden 13'ünü kuşlar yemiş, kanatlarına müdahale edilmeyen 34 kelebekten ise sadece 1 tanesi avlanmıştır.

Bu çalışma kelebeklerin kendilerini savunmak için oldukça zekice planlanmış bir yöntem kullandıklarını göstermektedir. Açıktır ki kelebekler bu özellikle birlikte var olmak zorundadırlar, aksi takdirde türlerinin devamını sağlamaları mümkün olmayacaktır. Elbette burada akla pek çok soru gelmektedir. Kelebekler tehlikenin farkına nasıl varmışlardır? Sahte gözler kullanarak kuşları korkutabileceklerini, bunun etkili bir savunma tekniği olduğunu nasıl keşfetmişlerdir?

Bir kelebeğin düşmanlarını nasıl kaçıracağını kendiliğinden bilmesi, sonra buna göre yine kendi kendine bir taktik geliştirmesi ve bu taktiğe uygun vücut yapısını bedeninde oluşturması elbette ki mümkün değildir. Bu özellik kelebekle birlikte var olmak zorundadır, ayrıca kelebek bu özelliğini nasıl kullanacağını da bilmelidir.

Sonuç olarak ortada her vicdanlı insanın birleşeceği bir gerçek vardır; tavus kelebeği bu özelliklere sahip olarak bir anda yaratılmıştır. Düşmanlarına karşı uyguladığı bu ileri teknikteki savunmayı da Allah'ın ilhamıyla yapmaktadır.

Allah yarattığı canlıları gözetendir, koruyandır:

 

... Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 21)

 

 


Zürafanın Güçlü Kalbi

Zürafa beş metreye varan boyuyla karada yaşayan en büyük hayvanlardandır. Hayvanın yaşayabilmesi için kalbinden iki metre yukarıdaki beynine kan göndermesi şarttır. Bunun içinse olağanüstü güçlü bir kalbe ihtiyacı vardır. Nitekim zürafanın kalbi 350 mmHg.'lik bir basınçla kan pompalayacak kadar güçlüdür.
Normalde bir insanı öldürebilecek kadar güçlü olan bu sistem, özel bir haznenin içinde bulunur. H
azne, basıncın bu ölümcül etkisini kaldırabilmek için küçük damarlarla kuşatılmıştır.

Baştan kalbe kadar giden bölümde; yukarı çıkan ve aşağı inen damarların oluşturduğu bir U sistemi bulunur. Ters yönde akan kan damarları toplam basıncı sıfırlar, böylece hayvan ani kanamalara neden olacak iç basınçtan kurtulmuş olur.
Kalpten aşağıda olan kısımda ise, fazla kalın olmadığından bacakların ve ayağın da özel bir korumaya ihtiyacı vardır.

Zürafanın bacak ve ayaklarını saran derinin son derece kalın olması onu kan basıncının kötü etkilerinden korur. Ayrıca damarlarının içinde, şiddetli kan akışını durdurarak basıncı kontrol altına alan kapakçıklar da bulunur.
Asıl büyük tehlike ise, hayvan su içmek için başını yere kadar indirdiğinde ortaya çıkar. Normalde beyin kanamasına sebep olacak kadar şiddetli olan kan basıncı, bu durumda çok daha artar. Ama bu tehlike karşısında kusursuz bir önlem alınmıştır. Vücutta salgılanan "sefaloraşidien" adlı sıvı devreye girer ve kalp hacmini küçülterek pompalanan kanı azaltır. Öte yandan, hayvanın boynunda, başını aşağı eğdiğinde devreye giren özel kapakçıklar vardır. Bu kapakçıklar kanın akışını büyük ölçüde azaltır ve böylece zürafa güven içinde su içip tekrar başını yukarı kaldırabilir. Zürafanın kat kat olan damarlarının kalınlığı da, yine bu yüksek basınç tehlikesine karşı alınmış bir tedbirdir.
Right direction
  • GÜNEŞ SİSTEMİ

  • EVRİM

 

Güneş Sistemi ve Yaratılışındaki Mucizevi Dengeler 

Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.  (Nahl suresi, 12)  

Yazının devamı için tıklayın  

DARWIN EFSANESİNİN SONU 

Tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir efsane olan evrim fikri, 19. yüzyılda kapsamlı bir teori olarak ortaya atıldı. Teoriyi bilim dünyasının gündemine sokan en önemli gelişme, Charles Darwin'in 1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabıydı. 

Yazının devamı için tıklayın 

KURAN BİLGİSİ

Kuran'da İhlas: İhlası Zedeleyen Tavırlardan Kaçınmak
Enaniyeti Terk Etmek

Enaniyet, insanın Allah'ın karşısındaki aczini unutarak kibirlenmesi, diğer insanları kendinden aşağı görmesi ve büyüklük hissine kapılmasıdır. Oysa insan çok aciz bir varlıktır. Var olmak ve varlığını devam ettirebilmek için Allah'ın gücüne muhtaçtır. İnsanı yoktan var eden, ona ruh veren, barındıran, yediren, içiren, nefes aldıran ve saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok nimet bahşeden güç, alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Bu apaçık gerçeğe rağmen insanın kendisini Allah'tan bağımsız bir varlık olarak görüp, sahip olduğu özelliklerin ya da yeteneklerin kendinden kaynaklandığını sanması elbette ki çok büyük bir yanılgıdır.

Gerçekte insanın enaniyet yapabileceği, kibirlenebileceği bir durumu yoktur. Allah'ın dilediği anda insana lütfederek verdiği tüm özellikleri geri almaya kadir olması, bunun en açık kanıtıdır. Güzelliğinden, bilgi ya da becerisinden, zenginliğinden ya da toplum içerisinde elde etmiş olduğu konumundan dolayı büyüklük hissine kapılan insanların, bu özelliklerini herhangi bir sebeple yitirdiklerinde ne hale geldiklerine zaman zaman hepimiz şahit olmuşuzdur. Eğer tüm bunlar kişilerin kendilerinden kaynaklanan mutlak özellikler olmuş olsaydı, bunları yitirmeleri de hiçbir zaman için söz konusu olmazdı. Nitekim Allah insanların bu gerçeği anlayabilmeleri için dünya hayatında pek çok zorluk ve sıkıntı yaratmakta, yaşlılık, hastalık gibi pek çok acizliklerle de insanı denemektedir.

Sahip olduklarını kendisine verenin Allah olduğunu, O'nun yardımı ve desteği olmaksızın hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini anlayan bir kimse ise, Allah'ın yaratışındaki bu hikmeti görebilmekte ve aczini anlayarak tevazulu bir ahlaka sahip olmaktadır. Bediüzzaman enaniyeti bırakmanın, ihlası kazanmada en önemli adım olduğunu da bir sözünde şu şekilde ifade eder:

"Ve hakkı, bâtılın saldırısından kurtarmak için... nefsini ve enaniyetini ve yanlış düşündüğü izzetini ve ehemniyetsiz rekabetkârane hissiyatını terk etmekle ihlası kazanır, vazifesini hakkıyla îfa eder." (Risale-i Nur Külliyatı, 20. Lema. s.154 )
Devamını oku...

BELGESEL FİLM



Get the Flash Player to see this player.